• Feyza Güleç

Sebepsiz Zenginleşmede İade Rejimlerinin Karşılaştırılması



Zilyetlik Kavramı

Zilyetlik lügat anlamıyla bir şeyi elinde bulundurmak, tutmak demektir . Zilyetlik eşya hukukunun en karışık ve mahiyeti münakaşalı olan müesseselerinden biridir. Zilyetliğin sadece varlığı değil, mahiyeti de tartışma konusudur. Hukuk bakımından ise zilyetlik bir şahsın bir şahsın bir eşya üzerindeki fiilî kudreti, bir eşyayı fiilî iktidarı altında bulundurması olarak tarif edilir.


Zilyetlik kişinin eşya üzerinde sürekli olarak kendi iradesi ile fiili hakimiyet kurması ve bunun üzerinden bazı sonuçlar ve korumalar sağlamasıdır. Zilyetlik Türk Medeni Kanunun’da madde 973’te düzenlenmektedir.


Bu maddeye göre zilyetlik: bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Maddeden görüldüğü üzere zilyetliğin temelinde o şeye fiilen hakim olma yatmaktadır. Zilyetlik bir başka tanımında da kişinin bir eşya üzerinde iradesiye sağladığı sürekli fiili hakimiyetine ilişkin hukuki ilişkideki maddi olgu ve bu olguya bağlanan farklı hukuki sonuçlara yönelik hukuki durumdur. Zilyet olan kimse iradesi ile o mal üzerindeki hakimiyeti ele geçiren kimsedir.


O malda hakimiyeti iradesi dışında bir sebeple sona erinceye veya iradesi ile bitirene dek (örneğin: terk ) o mal üzerinde fiili hakimiyet kuran kimse o malın zilyedidir. Zilyet o mal üzerindeki fiili hakimiyetinden vazgeçmeden, bu malı başka bir kişinin iktidarına bıraksa, bu kişi bu mal üzerindeki kendisine o şey üzerinde iktidar olmayı sağlayan fiili hakimiyet sahibi zilyedin hakimiyetini kabullendikçe, malı elinden çıkaran kişi zilyet olmaya devam edecektir.


Ancak iktidarın başka bir şahsa bırakılması durumunda bu şahsın zilyedin zilyetliğini reddetmesi durumunda zilyetlik kayba uğrayacak ve bu durumda haksız zilyetlik söz konusu olacaktır.


Haksız Zilyetlik Ve İade Rejimi


Haksız zilyetlikte iade rejimi Medeni Kanunumuzun 993.-995. Maddelerinde düzenlenmektedir. MK md.993-995 hükümlerinin sonuçlar bağladığı hukuki olgu iki sütun üzerine kurulmuştur. Bu sütunlardan ilki zilyetlik konusu nesnenin iadesini gerektiren bir iade talebinin var olmasıdır. Bu iade talebi ayni hakka veya hak karinesine dayanan bir talep olarak ortaya çıkabilir. Talebi ileri süren, iade konusu nesnenin zilyetliğine sahip olmasa da nesne üzerinde hak sahibi olduğunu ispatlamak ve önceki zilyetliğine bağlı hak karinesini canlandırmak durumundadır. Bu iade talebinin muhatabı ise, nesneyi iade etmesini engelleyecek bir hakkı bulunmayan halihazır zilyettir. Haksız zilyet olarak nitelendirilen böyle bir kişi, iadeye ilişkin hükümlerin hukuki olgusunu taşıyan diğer sütununu oluşturur. MK 993-995 hükümleri bu iki ayaklı hukuki olgunun gerçekleşmesine şöyle bir sonuç bağlamıştır: ilgili taraflar arasında ileri sürülen iade talebine bağlı olarak yasadan kaynaklanan, borç ilişkisi niteliği ağır basan, özel bir hukuki ilişki kurulacaktır. Bu özellikli hukuki ilişki, haksız zilyetlik olgusu gerçekleşmemiş olsaydı var olacak ekonomik durumun kurulmasına hizmet eder. Çünkü yalın bir iade talebi yoluyla nesnenin iadesinin sağlanması, haksız zilyetlik olgusu hiç bulunmasaydı var olacak mal varlığı durumunu kurmak için yeterli olmayacaktır.


Haksız zilyetlik olgusu var olmasaydı tarafların mal varlıklarının içerisinde bulunacağı durumun sağlanabilmesi için iade talebine çeşitli yan taleplerin eşlik etmesi gerekir. MK 993-995 hükümleri, bu yan talepleri konu alan yasal bir tasfiye rejimi kurmaktadır. Bu yan talepler sayesinde haksız zilyetlik ilişkisinin tarafları zararlar, yararlar ve giderler konusunda hesaplaşacak, bu şekilde tam ve mükemmel bir tasfiye ortaya çıkacak ve tabir caizse eski hale iade gerçekleşecektir.


Sonuç olarak Medeni Kanun’da düzenlenmiş olan 993-995. Maddelerin uygulanabilmesi amacıyla başta söylenilen iki sac ayağının üzerinde durulması gerekir. böylece hakka dayanmadan bir eşya üzerinde fiili hakimiyet kuran haksız zilyedin iade borcu dendiğinde ortaya şu meseleler çıkmaktadır:


1. İade yükümlüsü kimdir?

2.İade edilecek olan nedir?

3. İade zamanına kadar o eşyada meydana gelen semerelerden kim yararlanacaktır?

4. Eşyada hasar oluşmuşsa bu hasardan kim sorumlu olacaktır?

5. Haksız zilyedin yapmış olduğu masrafların iadesi nasıl gerçekleştirilecektir? .

bu temel sorunlar ayrı ayrı değerlendirilecektir.


Zilyetliğin bir hakka dayanıp dayanmamasına göre “hakka dayanan” ve “hakka dayanmayan (haksız) zilyetlik” ayrımı yapılmaktadır. Hakka dayanan zilyetlikte zilyet mülkiyet hakkı sahibi, intifa veya hapis hakkı gibi bir ayni hak sahibi olabilir. Veya kira, ariyet gibi bir şahsi hakka da sahip olabilir.


Hakka dayanan zilyetlik hatta aile hukukundan kaynaklanıyor dahi olabilir. Hakka dayanan zilyede o eşya üzerinde fiili hakimiyet kurma yetkisi verilmiş olur. Zilyet olma yetkisi veren bu hak dolayısıyla kişi bu eşya üzerinde zilyet olacaktır.


Ancak bir eşya üzerinde hakka dayanmadan fiili hakimiyet kuran kimse haksız zilyettir. Hırsızın zilyetliği, emanet edilen mala sahip çıkan emanet alanın zilyetliği haksız zilyetliktir. Haksız zilyetlikte bir eşya üzerinde bir sebep olmadan zilyetlik kuran bir şahıs vardır. Hakka dayanmayan bir zilyetlik söz konusu olduğundan bu şahıs o eşyayı iade borcu altınadır.


Bu iade borcu istihkak davası veya taşınır davasının sonucunda doğacaktır. Bu iade borcu haksız zilyedin iyi niyetli-kötü niyetli ayrımına göre belirlenecek ve iade bu ayrımın hükümlerine tabi olacaktır.


A. İyiniyetli Zilyetlikte İade Rejimi


İyiniyetli haksız zilyedin iade sorumluluğu TMK md. 993’te düzenlenmektedir. Ancak bu hükme yer vermeden önce iyi niyet kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. Haksız zilyet, zilyetliğinin haksız olduğunu bilmiyorsa veya bilebilecek durumda değilse kendisinin bu durumda iyi niyetli olduğu kabul edilir.


Kural olarak iyi niyet haksız zilyedin bütün zilyetliği süresince aranır. Fakat başlangıçta iyi niyetli bir zilyet- şayet buna rağmen hak kazanamamış olup da sonradan zilyetliğinin haksız olduğunu öğrenirse, zilyetliğinin iyi niyetle cereyan ettiği devre için iyi niyetli zilyetlik, sonrası için kötü niyetli zilyetlik hükümlerine tabi olur. Dolayısıyla haksız zilyedin iyi niyetli olması demek, bir hukuksal durum veya bir hak konusunda mazur görülebilir bir yanılma içerisinde olması anlamına gelir.


Sonuç olarak haksız zilyet, bir yanılma eseri olarak gerçek hukuksal durumla bağdaşmayan bir kanaat içerisindedir, ne var ki bu yanlış kanaat mazur görülmektedir. Haksız zilyet hal ve şartların gerekli kıldığı, kendisinden beklenebilecek bütün ihtimamı göstermiş ve buna rağmen bu yanılgıyı aşamamışsa yanılgısı hukuken mazur görülebilir bir yanılgıdır ve iyi niyetli olması gerçeğini ortadan kaldırmaz.


Hüsnüniyetli(iyi niyetli) zilyet, zilyet olmak hususunda bir hakkı bulunmadığını hal ve şartların gerektirdiği bütün dikkat ve ihtimamı sarf etmiş̧ olmasına rağmen bilemeyen ve bilmesi de gerekmeyen şahıstır.


Bu durumda iyi niyetli haksız zilyet, MK 3/II doğrultusunda kendisinden beklenen ve yerine getirmesi gerekenleri yerine getiren; özenli bir kişi olarak hal ve durumun gerektirdiği özeni ve dikkati gösteren ve tedbirleri alan kişidir. Haksız zilyet bu tanım doğrultusunda kendisinden beklenenleri yapmaması durumunda iyi niyet iddiasında bulunamayacaktır.


Kendisinden yapması beklenecek olan davranışlar somut olaya göre değişecektir. Bu noktada haksız zilyedin niyetinin iyi veya kötü olduğunun belirlenmesi noktasında çeşitli örneklere yer vermek yararlı olacaktır. Örneğin haksız zilyedin gerçekte hak sahibi olmayan birisinden bir taşınırın zilyetliğini elde etmesi durumunda iyi niyetinin kabuk etmesini kolaylaştıracak bir zemininin olduğu kabul edilmelidir.


Çünkü haksız zilyede bir taşınırın zilyetliğini devreden kişi, devir anında tasarruf yetkisine sahip bulunmasa bile, zilyetlik sayesinde tasarruf yetkisine sahip olduğuna dair bir hukuksal görünüşe sahiptir. Dolayısıyla karine gereği bir taşınıra zilyet olan kimsenin o taşınır üzerinde malik olduğu, hak sahibi olduğu kabul edilir. Böylece bu taşınırın zilyetliğinin devredildiği haksız zilyet, iyi niyetli kabul edilecektir. Bu bir karine olduğu için çürütülebilir ve MK 3/II gereğince haksız zilyedin kötü niyetli olduğunu iddia eden kişi aksini ispatlamak durumunda kalacaktır.


Bir diğer olasılıkta ise zilyetliği devreden kişinin devralan kişiye hak kazandırmasının şüpheli göründüğü durumlarda, zilyetliği devralan araştırma yapmalıdır. Bilgi toplamalıdır. Bu MK 3/II gereğince yerine getirilmesi gereken özenli davranışın bir özel görünümü olup aykırı davranılırsa, bu aykırılık hafif ölçüde bir özensizliğe dayansa bile zilyetliği kazanan kişiye iyi niyetli sıfatı takılamaz.


İyi niyetli haksız zilyedin sorumluluğu TMK md.993’te düzenlenmektedir. Buna göre : İyiniyetle zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir. Maddenin birinci fıkrasında görüldüğü üzere böyle bir zilyet, iyi niyetli olarak inandığı hakka uygun olarak o şeyi kullanırsa, onda yararlanırsa malın gerçek hak sahibine karşı hiçbir şekilde sorumlu olmayacaktır. Ancak iyi niyetli haksız zilyedin iyi niyeti ortadan kalktığı anda iade yükümlülüğünün doğduğu kabul edilmektedir.


Demek ki MK 993 hükmü, iyi niyetli zilyede, bir kullanma ve yararlanma hakkı bahşetmiştir. Bu kullanma ve yararlanma hakkı bir yönüyle iyi niyetli zilyedi, olası bir tazminat ödeme yükümlülüğünden korurken, diğer yönüyle, nesneden elde ettiği çıkarlar ve sağladığı mal varlığı artışları için yasal iktisap sebebi oluşturmaktadır.


İyi niyetli haksız zilyede düşen tek bir borç vardır ki o da malı ne vaziyette ise o halde geri vermekle yükümlüdür. Mal kısmen elinden çıkmış ise kalanı verecektir. TMK md.993/2’de de ifade edildiği üzere “İyiniyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz.” Şu halde mal elinden çıkmış olan iyi niyetli zilyedin geri verme yükümlülüğü de sona erecektir. Şayet malı elinden çıkaran iyi niyetli zilyet, bunun karşılığında bir değer edinmişse, bu değer ancak sebepsiz zenginleşme teşkil ettiği ölçüde kendisinden istenebilir. Böylece iyi niyetli zilyet, kendisinin malın maliki olduğu kanaatinde ise, yani malik sıfatı ile iyi niyetli zilyet ise, maldan her türlü yararlanma yetkisine sahiptir. Bu yararlanma, malın özüne müdahale şeklinde olabileceği gibi, malın doğal ürünlerinden veya kiraya vererek kira bedeli tahsili gibi hukuki ürünlerinden yararlanma tarzında da olabilir.


İyi niyetli zilyedin zilyet bulunduğu mala yaptığı giderler (masraflar) bakımından, zorunlu ve yararlı giderlerle, lüks gider adı verilen diğer giderleri kanun ayrı hükümlere tabi tutmuştur. Giderler kavramı ile mal yararına yapılan giderler kastedilmektedir. Bu gider o eşyanın korunması, tamiri için yapılmış olabileceği gibi lükse kaçacak giderler de olabilir. Bu örneklemeleri açmak ve iyi niyetli haksız zilyedin talep edebileceği giderleri belirleyebilmek adına öncelikle gider kalemlerini ve tanımlarını açıklamak gerekir.


Zarurî(zorunlu) masraflar: Muntazam bir idarenin gerektirdiği masraflardır. Bir eşyanın muhafazası yani iktisadî fonksiyonunu sürdürmesi için yapılan masraflardır. Bunlar eşyanın kıymetinin azalmasını, telef olmasını önler. Örneğin arabanın lastiğinin parçalanması durumunda yeni lastik takılması zorunlu giderdir.


Faydalı giderler: O eşyanın verimini ve değerini devam ettirmesine yönelik olan giderlerdir. Örneğin: Bahçeye bir ağaç dikilmesi, aracın eskiyen boyasının yenilenmesi faydalı giderlerdir.


Lüks giderler: zorunlu ve faydalı giderler dışında kalan giderlerdir. Örneğin: taşınmazın önüne havuz yaptırılması, taşınmazın bahçesine heykel diktirilmesi gibi.

Bir masrafın hangi kategoriye girdiği her olayın özelliğine göre yerel adete bakılarak nesnel tarzda tayin edilmek gerekir.


İyi niyetli haksız zilyet malı geri vermekle yükümlü olması yanında TMK md.994’te düzenlendiği üzere o şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri talep edebilecektir. Fakat bu hakkı ancak kendisinden iade talep edilince, iadeyi talep edene karşı kullanabilir.


İyi niyetli haksız zilyet malı geri vermekle yükümlü olması yanında TMK md.994’te düzenlendiği üzere o şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri talep edebilecektir. Fakat bu hakkı ancak kendisinden iade talep edilince, iadeyi talep edene karşı kullanabilir. İade talebinde bulunmamış olan bir kimseden gider talep edilemez. Keza geri verilmesi söz konusu olmayan kaybolmuş bir mala yapılan giderler de istenemez. iyi niyetli haksız zilyet hüküm uyarınca zorunlu ve faydalı giderleri talep edebilir. Bu giderlerin tutarı ödeninceye kadar malı geri vermekten kaçınma yetkisine sahiptir. Buna alıkoyma hakkı denir. Buradaki alıkoyma hakkı, hapis hakkından farklıdır. Hapis hakkında hapis hakkı sahibi gerektiğinde o malı sattırıp masraflarını o satış bedelinden tahsil edebilecektir. Ancak alıkoyma hakkında iyi niyetli haksız zilyedin malı sattırarak karşılığını elde edebilme imkanı yoktur.

Malı geri verirken zorunlu ve yararlı giderleri talep etmiş olmayan zilyedin bu masraflar için sonradan bir tazminat davası açıp açamayacağı tartışmalıdır. Yargıtay bu imkanı tanımakta ve tazminat davasının geri verme davası açıldığı tarihten itibaren TBK md. 82 uyarınca iki yıllık zamanaşımına tabi olacağını kabul etmektedir.


Lüks giderler açısından ise iyi niyetli haksız zilyedin tazminat talep edebilme hakkı yoktur. Ama kanun koyucu iyi niyetli haksız zilyede lüks giderler için ayırıp alma hakkı tanımıştır. TMK md. 994/2: “İyiniyetli zilyet, diğer giderler için tazminat isteyemez. Ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabilir”. Kanun hükmünde eklemelerden kastedilen malla bütünleşmiş bütünleyici parçalardır. Kanun koyucu bunun için iki şart öngörmüştür:

1. Lüks giderlerin ayrılması eşyaya zarar vermemeli.


2.Lüks giderlerin karşılığında davacının kendisine tazminat ödemeyi teklif etmemiş olması gerekir. eğer eşyanın iadesini talep eden kimse bu lüks giderlerin karşılığında kendisine bir tazminat ödemeyi teklif ederse artık iyi niyetli haksız zilyedin ayırıp alma hakkı olmayacaktır. Giderlerin karşılığını kabule mecburdur.

Diğer taraftan, iyi niyetli zilyet, şayet malın ürünlerinden yararlanmışsa bu yararlanması oranında giderler dolayısıyla sahip olduğu alacaktan indirim yapılır. MK md.994/son. Tazmini kabul edilen lüks giderler için de aynı esas uygulamak gerekir.


B. Kötü Niyetli Zilyetlikte İade Rejimi


Kötü niyetli zilyet, zilyet olma yetkisi veren bir hakkı olmadığını bilen veya bilmesi lazım gelen şahıstır. (Jale Akipek) Objektif iyi niyetin gerektirdiği araştırmalarda bulunmadan bir eşyayı elinde bulunduran kimse kötü niyetli zilyet olarak kabul edilir. Çünkü zilyet olmada haklı bir sebep olmadığını bilir veya bilmesi gerekir. Bir malı çalan hırsız kötü niyetli zilyettir. Malı hırsızdan satın alan ve gerekli dikkati gösterse malın çalınmış mal olduğunu anlayabilecek kimse de iyi niyetli olmayan zilyettir. Başlangıçta iyi niyetli olan zilyet, sonradan kötü niyetli zilyet durumuna girerse, o tarihten sonrası için iyi niyetli olmayan zilyetlik hükümlerine tabi olur.


Kötü niyetli zilyedin eşyayı fiili kudretinde bulundurmak hususunda hiçbir hakkı yoktur. Aynı zamanda o eşyadan faydalanma yetkisi de yoktur. Kötü niyetli olan haksız zilyet o şey üzerinde hiçbir hakkı ve yetkisi olmadığını bilen kişi olduğundan o eşyayı asıl hak sahibine, zilyetliğine giriş anındaki hali ile iade etmek zorundadır. Ayrıca bu malı zilyetliğinde bulundurmasından dolayı haksız olarak zilyet bulunduğu süre içinde eşyanın uğramış olduğu bütün hasarları ve zararları tazmin mükellefiyetindedir. İyi niyetli olmayan zilyedin iade yükümlülüğü TMK md. 995’te düzenlenmektedir:


“İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.” Şu halde iyi niyetli olmayan zilyet malı geri verdikten başka;


1) Malı alıkoymuş olması yüzünden hak sahibinin uğradığı zararları tazmin edecektir. Kötü niyetli zilyet mala verdiği zararları tazminle yükümlü olduğu gibi, malikin malını kullanmasını engellemiş olmasından doğan zararları ve mal elinden çıkmışsa değerini de tazminle yükümlüdür.


Zilyetliğin önceki zilyetten bir sonrakine geçerken eğer önceki zilyet kötü niyetli ise, bir sonraki zilyedin mala vereceği zararsan sorumlu olacaktır. Bu halde malın haksız alıkonmuş olması ve başkasına devri gerçekleştiğinden bir zarar ortaya çıkmıştır. Bu durumda kusur aranmadan haksız fiile dayanan bir tazminat talep edilebilecektir. Tazminat talebinde bulunulabilmesi için devri gerçekleştiren zilyedin kötü niyetli olması ve zarar ile kötü niyetlik arasında illiyet bağının olması yeterlidir.

Bu sebeple kötü niyetli zilyet malda olan kayıp ve hasarların, geri vermeyi talep edenin zilyetliğinde de meydana geleceğini ispat ederse bu zarardan sorumlu olmaz. Örnek olarak kötü niyetli zilyedin evinde çıkan yangında mal yanarsa, zilyet bunun değerini tazmin edecektir. Fakat mal bir hayvan olup da yaşlılığı sebebiyle ölürse, zilyet bunun değerini tazmin edemez.

Diğer taraftan kanun kusursuz sorumluluk esasına şu istisnayı getirmiştir: kötü niyetli zilyet şeyi kime vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur. ( MK md. 995/son) . Bu hükme göre malı kime geri vermesi gerektiğini bilmeyen kötü niyetli zilyet kusuru ile sebebiyet verdiği zararlardan sorumlu olacaktır. Ancak bunun için aranan malikin kim olduğuna dair gerekenin yapılmış olmasıdır.

Kötü niyetli zilyedin elde ettiği ürünleri tazmin etmesi de yukarıdaki esaslara tabidir. Elde etmeyi ihmal ettiği ürünleri tazmin edecektir. Bu tazminatta yukarıdaki esaslara tabidir.


Mahsulün toplanmayarak ziyan olması veya kiraların tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğramış olması veya kiraya verilebilecek bir malın kiraya verilmemiş olması halinde, zilyet bunları elde etmiş olsa idi tazmin etmesi gerekecek meblağı, bu ürünleri elde etmeyi ihmal etmiş olması halinde de tazmin edecektir.

Kötüniyetli zilyedin malı bizzat kullanması ihtimalinde tazminatın gerekip gerekmediği tartışmalıdır. Uygulamada özellikle taşınmazlarda haksız zilyetlerin yararlanması bakımından bu sorun eski hukukumuzdan gelen deyimlerle fuzuli işgal halinde ecrimisil altında tanınmaktadır. Önceki hukukumuzda haksız zilyetlerin kullanma karşılığı ödeyecekleri tazminat bir çeşit kira bedeli sayılmış ve bunun adına ecrimisil denilmiştir.

Oğuzman açısından kötü niyetli zilyedin malı bizzat kullanması durumunda ne olacağına dair şu şekilde bir görüş söz konusudur: kötü niyetli zilyedin bizzat kullanarak sağladığı yararın tazmini bakımından, malın kiraya verilebilecek bir mal olup olmadığına bakılmalıdır. Şayet kiraya verilebilecek bir mal söz konusu ise, kötü niyetli zilyet malı kiraya vermeyip bizzat kullanmakla bu ürünü elde etmeyi ihmal etmiş sayılarak doğrudan doğruya MK md995 uygulamak gerekir. Gökhan Antalya’ya göre ise kötü niyetli zilyedin kullanım çıkarı elde edilen yararların kapsamında değil; ihmal edilen yararlar kapsamında değerlendirilmelidir. Kullanıma esas alınacak kullanım sözleşmesi, eşyanın varlığına ve ekonomik olarak tahsis gayesine uygun sözleşmedir; genellikle kira sözleşmesidir. Yine aynı ölçütten hareket ederek kira sözleşmesinin bedelinin ne olduğu yani adi kira mı yoksa ürün kirası mı olduğu belirlenecektir.

İyiniyetli olmayan haksız zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir.( TMK m.995/II). Kötü niyetli haksız zilyet, yararlı giderleri talep edemez; sadece söküp alma hakkını kullanabilir. (Gökhan Antalya 341)

İyi niyetli olmayan zilyet hak sahibi için de yapılması zorunlu olan giderlerin karşılığını isteyebilir. Ancak yararlı ve de lüks giderleri isteyemez. İyi niyetli zilyetten farklı olarak kötü niyetli zilyedin isteyebileceği zorunlu giderler bakımından, gider ödeninceye kadar malı geri vermekten kaçınma hakkı yoktur.

Kötü niyetli zilyedin yapmış olduğu giderlerin zorunlu olup olmadığı konusunda, hak sahibi zilyedin kişisel çıkarlarına ve kişisel ilişkilerine uygunluğu konusunda sübjektif değerlendirmenin yapılması gerekir. bu değerlendirme sonucu yapılan giderin zorunlu olduğu kararlaştırılırsa bu durumda zorunlu giderin karşılığı hak sahibince ödenecek; ödenmemesi durumunda ise mal söküp alınabilecek nitelikte ise kötü niyetli zilyet malı söküp alabilecektir.


C. Haksız Zilyetlikte Zamanaşımı Süresi

TMK haksız zilyedin iade rejimine dair özel bir hüküm içermemektedir. Doktrindeki hakim görüş, haksız zilyedin iade yükümlülüğünde haksız fiile ilişkin zamanaşımı hükümlerinin (TBK md.72 vd.) kıyasen uygulanması gerektiğini kabul etmektedir.

Özen ise TBK md. 147/b.5’te düzenlenmekte olan vekalet sözleşmelerinden doğan beş yıllık zamanaşımı süresini önermektedir.

Yargıtay uygulamasında ise iki kurumun da zamanaşımı sürelerine başvurulduğu görülmektedir. Kötüniyetli haksız zilyedin sorumluluğuna ilişkin taleplerden ecrimisil haricinde kalanlara, haksız fiil zamanaşımı süreleri uygulanmaktadır. Ecrimisil taleplerine ise beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.

Giderlerin talep edilmesi noktasındaki zamanaşımı süresi ise Oğuzman’a göre TBK md.82’deki hükümlere tabi olacaktır. Giderleri talep hakkı malın geri verilmesinin istenmesi ile doğduğuna göre zamanaşımı da bu tarihte işlemeye başlar.


3. Sebepsiz Zenginleşmede Ve İade Rejimi

I. Sebepsiz Zenginleşme Kavramı: Sebepsiz zenginleşme kurumu TBK md.77’de düzenlenmiştir: Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla sebepsiz zenginleşmede bir kimsenin malvarlığından bir başka kimsenin malvarlığına bir kayma söz konusu olmaktadır ve bu kayma haklı bir sebebe dayanmamaktadır.


Ayrıca TBK md.77’de düzenlendiği üzere sebepsiz zenginleşme bir kimsenin malvarlığından olabileceği gibi emeğinden de olabilecektir. Sebepsiz zenginleşme hukukunda en tipik zenginleşme tarzı, ayni hakların sebepsiz iktisabıdır. Bunun yanında alacak hakları, mevcut bir hakkın güçlendirilmesi, ekonomik değer taşıyan fikri haklardan yararlanma veya sadece zilyetliğin kazanılması da sebepsiz zenginleşme oluşturabilecektir.


II. Sebepsiz Zenginleşmenin Koşulları Sebepsiz zenginleşmenin oluşabilmesi için belirli unsurlar aranmaktadır. Bunlardan ilki bir kimsenin malvarlığında artışın meydana gelmesidir. . Bu artış doğrudan malvarlığının aktifinin artması veya pasifinin azalması şeklinde olabileceği gibi, malvarlığında azalmanın önlenmesi şeklinde de olabilir. Örneğin bir şeyin mülkiyetinin bir başkasına geçmesi malvarlığının aktifinde artışa yol açar.


Buna karşılık bir kimsenin masraf yapmaktan kurtulması, malvarlığının azalmamasına yol açar. Diğer bir kimsenin ise malvarlığında azalma meydana gelmiş olmalıdır. Fakirleşmenin bir şart olarak aranıp aranmayacağı öğretide tartışmalıdır.


TBK md.77/1’de başkasının malvarlığından ibaresi kullanılmıştır. Buna göre fakirleşmenin şart aranıp aranmaması konusunda Nomer ve Oğuzman’a göre fakirleşmenin madde metninde yer almayışı sebepsiz zenginleşme koşulu olmadığı şeklinde algılanmamalıdır. Gökhan Antalya’ya göre ise sebepsiz zenginleşme koşulları içinde fakirleşme şartı aranmayacaktır. Bir diğer şart ise bir kimsenin malvarlığındaki artış ile diğerinin malvarlığındaki azalma arasında illiyet bağı bulunmalıdır ve meydana gelen zenginleşme ve fakirleşmenin herhangi bir geçerli sebep bulunmamalıdır.


III. Sebepsiz Zenginleşmede İade Rejimi: Sebepsiz zenginleşmede iade borcunun kapsamını ve iade sırasında hangi masrafların istenebileceğini düzenleyen TBK md.79-80, iade yükümlüsünün iyi niyetli sayılıp sayılmamasına göre farklı hükümler içermektedir.


BK. Md.79/1’e göre iyi niyetli iade yükümlüsü iade zamanında elinde kalanla sorumlu olacağı halde, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, iktisap konusunu kötü niyetle elden çıkaran, zenginleşme bedelini iade ile yükümlü olacaktır. TBK md.80/1’de görüldüğü üzere iyiniyetli sebepsiz zenginleşen yapmış olduğu faydalı masrafları daima isteyebilecekken kötü niyetli zenginleşen ise iade anında mevcut bulunan masraftan kaynaklanan değer fazlalığını isteyebilecektir.


Bunlara karşılık TBK md.80 uyarınca zenginleşenin yaptığı zorunlu masrafları isteyebilmesi ve lüks masraf olarak şeye eklediği fazlalığı söküp alma hakkı bakımından iyi niyet kötü niyet ayırımı yapılmamıştır.

Sebepsiz zenginleşen iade yükümlüsü olduğunu bilmiyorsa ve bilmesi de gerekmiyorsa iyiniyetli, iade yükümlüsü olduğunu biliyorsa veya bilmesi de gerekiyorsa kötü niyetlidir. Kötü niyet için iade yükümlüsünün, ayrıca fakirleşenin kim olduğunu bilmesi veya bilmesi gerekmesi aranmaz. Asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Dolayısıyla zenginleşenin iyiniyetli olup olmadığını ispat yükü iade alacaklısına aittir. (Nomer, 258)

i. İyi niyetli sebepsiz zenginleşen bakımından iade rejimi: İyi niyetli sebepsiz zenginleşenin iade rejimi TBK md. 79’da düzenlenmiştir: Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği

kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür. Burada iyi niyetli sebepsiz zenginleşenin elinde kalanı iade talep edildiği anda verilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Buna göre sebepsiz zenginleşenin iyi niyetli olması durumunda, iade talep edildiğinde, zenginleşen elinde kalanı iade etmekle yükümlüdür. Kendine yapılmış kazandırmaların geri isteme zamanından önce elinden çıkmış olduğunu ispat yükü sebepsiz zenginleşene aittir. (TBK md. 79). örneğin sebepsiz zenginleşen edindiği taşınırı bağışlamışsa, herhangi bir şekilde tüketmişse, iade borcu o miktarda sona erer.


İyi niyetli sebepsiz zenginleşenin yapmış olduğu masrafların bedelinin ödenmesine ilişkin düzenleme TBK md.80’dedir. Buna göre “Zenginleşen iyiniyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan isteyebilir”. Madde metninden de anlaşıldığı üzere iyi niyetli sebepsiz zenginleşen sebepsiz zenginleşme teşkil eden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri isteyebilir. Ancak zenginleşen iyi niyetli olsa dahi lüks giderler istenemeyecektir. Lüks giderler zorunlu ve yararlı gider kapsamına girmeyip zenginleşenin sırf şahsi isteğine dayanan giderlerdir. Fakat lüks masraf yaparak mala bir şey eklenmişse ve o eklenen parça mala zarar vermeden maldan ayrılabiliyorsa, o takdirde zenginleşen o parçayı iadeden önce söküp ayırıp alabilir. Şu kadar ki alacaklı bu parçanın değerini ödemeyi önerdiği takdirde, zenginleşen eklediği parçayı söküp alamaz. (TBK md. 80/3). Eklentiler ise herhangi bir koşula tabi olmaksızın zenginleşen tarafından alıkonabilir. ii. Kötü niyetli sebepsiz zenginleşen bakımından iade rejimi: Sebepsiz zenginleşen kötü niyetli ise yani iade yükümlüsü olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği halde iade konusu şeyi elden çıkarmışsa veya başka bir şekilde iade edilemeyecek hale getirmişse, o takdirde geri isteme zamanındaki zenginleşme miktarını değil, baştaki zenginleşme miktarını iade ile yükümlüdür.(TBK 79/2).


Kötü niyetli sebepsiz zenginleşenin iade rejimi TBK md.80/2’de düzenlenmektedir. Buna göre “Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan değer artışının ödenmesini isteyebilir”.


Madde metninden de anlaşıldığı üzere kötü niyetli sebepsiz zenginleşen iade sırasında yapmış olduğu zorunlu masrafların bedelini isteyebilecektir. Yararlı giderleri ise bu sebeple malda meydana gelen değer artışının iade anındaki miktarına kadar isteyebilir. Örneğin yapılan boya eskimişse o takdirde kötü niyetli sebepsiz zenginleşen lüks giderleri de isteyemez, ancak iyi niyetli zenginleşen gibi, isteyemediği giderler için söküp alma hakkından yararlanabilir. Masrafların istenme şekli bakımından iyi niyetli zenginleşen hakkında belirtilenler geçerlidir.


TBK md.80 hükmünden anlaşıldığı üzere faydalı masraflar bakımından iyi niyetli sebepsiz zenginleşene tanınmış olan faydalı giderleri iade anında etkisi kalmamış olsa bile isteme imkanı kötü niyetli sebepsiz zenginleşende bu imkan söz konusu olmayıp sadece giderlerden kaynaklanan ve iade anında halen mevcut olan değer fazlalığı tutarında faydalı masraflar talep edilebilir.

TBK md.80 hükmüne göre diğer giderler olarak belirlenen lüks giderleri gerek iyi niyetli gerekse kötü niyetli iade borçlusu iade alacaklısından isteyemez. Yapılan giderler iade anında mevcut bir değer artışı sağlasa bile iade borçlusu bunları isteyemeyecektir. Ancak eğer bu lüks gider mala eklenen bir fazlalık şeklindeyse ve asıl şeye zarar vermeden çıkarılması mümkünse, iade anında giderin ödenmesi önerilmedikçe fazlalık iade borçlusu tarafından alıkonulabilir. TBK md.80’de görülen bu kuruma söküp alma hakkı denmektedir. Bu hakkın kullanılmasından söz edebilmek için iade konusu şeye eklenen fazlalık bütünleyici parça olmak durumundadır.


İade borçlusu ister iyi niyetli ister kötü niyetli olsun, söküp alma hakkına sahiptir.

Kötü niyetli sebepsiz zenginleşen, zenginleşme sayesinde elde ettiği semere ve kazançların da sonradan ortadan kalkmasına kusurlu olarak sebep olmuşsa bunlardan da sorumludur. Fakat kötü niyetli haksız zilyedin iade rejiminden farklı olarak kötü niyetli sebepsiz zenginleşen elde etmeyi ihmal ettiği semerelerden sorumlu tutulmaz. Zira burada ortadan kalkmış bir zenginleşme söz konusu değildir.


4. Haksız Zilyetlikte İade Rejimi İle Sebepsiz Zenginleşmede İade’nin Karşılaştırılması Ve Yarışmaları Durumu

TMK md.993 vd. hükümlerinin amacı, iyiniyetli haksız zilyedi korumaktır. Sebepsiz zenginleşme, sorumluluğu kapsamında iyiniyet veya kötüniyet ayrımı yapsa da; haksız fiil hükümleri böyle bir ayrıma bile yer vermeksizin, iadeden doğan yararlanma ve zararın tazminini, daha dar olarak ve farklı esaslarla düzenlemiştir. Sebepsiz zenginleşme, sebepten –causa- hareket ederek zenginleşmeyi esas alarak; haksız fiil, kusurlu davranıştan hareketle, iyiniyet veya kötüniyet ayrımı yapmaksızın iade borcunun kapsamını belirlemektedir. .


Haksız zilyetlikte iade rejimi ile sebepsiz zenginleşmedeki iade rejimin karşılaştırılmasına gelinecek olunduğunda iyi niyetli haksız zilyet ile iyi niyetli sebepsiz zenginleşenin talep ve giderlerinin aynı olduğu görülürken; kötü niyetli haksız zilyet ile kötü niyetli sebepsiz zenginleşenin talep ve giderlerinin aynı olmadığı görülmektedir. kötü niyetli sebepsiz zenginleşen faydalı giderleri talep edebilirken, kötü niyetli haksız zilyet faydalı giderleri talep edemez, yalnızca zorunlu giderleri talep edebilir. Kötü niyetli sebepsiz zenginleşen malın tamamını ödemekle sorumlu iken; kötü niyetli haksız zilyet talep edilen şeyi geri vermekle yükümlüdür ancak eşya elden çıkmışsa değerini tazmin etmelidir.


Doktrinde tartışma konusu olan husus ise sebepsiz zenginleşme ile haksız zilyetlikte iade rejimlerinin yarışıp yarışamayacağıdır. Bu tartışmalar kapsamında; gerçek hak sahibinin haksız zilyet karşısında zilyetlik veya sebepsiz zenginleşme hükümlerinden dilediğine başvurma imkanı olduğunu savunan yenilik doğurucu hak görüşü, hukuk kurallarının yarıştığı kural derlemesi görüşü, edim zenginleşmesinin mutlak önceliği görüşü ve zilyetlikte iade hükümlerinin mutlak önceliği görüşü savunulmuştur.

Taleplerin yarışması bakımından savunulan bir görüşe göre haksız zilyetliğin iadesini düzenleyen hükümlerin özel hükümler olması sebebiyle haksız zilyetlikte iade ile sebepsiz zenginleşme iade rejimleri yarışamayacaktır.

Gökhan Antalya’nın da savunmuş olduğu bir başka görüşe göre ise kötü niyetli haksız zilyede karşı yönelen haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya zilyetliğin iadesinden doğan taleplerin birbiri ile yarışacağını; kötü niyetli haksız zilyedin taleplerinin ise sadece TMK md.995 kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Doktrinde hakim olan görüşe göre ise zilyetlik hükümlerinin mutlak önceliği görüşüdür. Bu görüşe göre haksız zilyetlikte iade rejimi özel hükümlerle düzenlenmiş olduğundan ne sebepsiz zenginleşme ne de vekaletsiz iş görme hükümlerine başvurulabilir.


 

¹ Gökhan Antalya, syf.11

² Burak Özen, Haksız Zilyetlikte İade, syf.3

³ Oğuzman-Seliçi syf.116

⁴ Burak Özen syf.100

⁵ Burak Özen syf.101

⁶ Jale Akipek syf.268

⁷ Özen, syf.107

⁸ Özen, syf.108

⁹ Hatemi, Serozan,Arpacı, syf. 292)

¹⁰ Oğuzman, syf.118

¹¹ Özen Zilyetlikte İade 281 vd., Feyzioğlu 197 vd.

¹² Oğuzman, syf.119

¹³ Oğuzman, syf.120

¹⁴ Oğuzman, syf.120

¹⁵ Oğuzman, syf.121

¹⁶ Oğuzman, syf.122

¹⁷ Oğuzman, syf.123

¹⁸ Oğuzman, syf.124

¹⁹ Oğuzman, syf.124

²⁰ Antalya, syf. 341

²¹ Antalya, syf. 304

²² Özen, syf. 94-95

²³ Oğuzman, syf. 130

²⁴ Nomer, syf.248

²⁵ Nomer, syf.258

²⁶ Nomer, syf.263

²⁷ Oğuzman, Borçlar Genel, syf. 399

²⁸ Antalya, syf.286

²⁹ Özen, syf.133 vd.

³⁰ Antalya, syf.288








Son Paylaşımlar

Hepsini Gör